Trans Tarikatına Katılmanın Trajik Sonuçları
“Bir kadına testosteron verdiğinizde olan şey bu. Bu beş yıl… Bunların gerçekten düzeltilebilir olduğunu sanmıyorum… Artık geri dönüşü olmayan bir noktadayım.”
Genel Bakış
Casey Miller, şimdi 21 yaşında, 16 yaşında testosteron kullanmaya başladı ve şimdi kendisini 'çok ileri gitmiş' olarak nitelendiriyor; geri dönüşü olmayan saç dökülmesi, kalınlaşmış bir ses ve düzeltilemez olduğunu düşündüğü bir saç çizgisi gerilemesi yaşıyor. Matt Walsh onu, gençlere idealize edilmiş bir erkeklik hayali satan ancak yalnızca fiziksel hasar ve sosyal dışlanma sunan bir trans 'kültünün' kurbanı olarak sunuyor. Casey gibi detransiyonerların, narsisizmleri nedeniyle başkalarını susturan trans aktivistler tarafından 'hain' olarak alay edildiğini iddia ediyor ve hareketin gençleri 'olası en kötü dünyaya' hapsettiğini savunuyor.
Tam Video Özeti
Casey Miller, şimdi 21 yaşında, 16’sında tıbbi geçiş sürecine başladı ve bugün kendisini “artık geri dönüşü olmayacak kadar ileri gitmiş” olarak tanımlıyor. Kendi çektiği kısa bir videoda, saçlarının incelmeye devam etmesini izlemektense dökülmesini izlemeyi “daha az sarsıcı” bulduğu için yakın zamanda başını kazıttığını anlatıyor. Sesinin ne kadar kalınlaştığını gösteriyor; hiç beklemediği bir perdeye “oturduğunu” söylüyor ve geri çekilen saç çizgisini geri döndürülemez androjenleşmenin kanıtı olarak işaret ediyor. “Bunların gerçekten düzeltilebilir olduğunu sanmıyorum,” diyor; bu yüzden de, “nasıl hissedersem hissedeyim, olduğum gibi kalmak” zorunda hissettiğini ekliyor, çünkü geçiş öncesi bedenine geri dönmenin bir yolunu görmüyor. Video, açık bir uyarıyla bitiyor: “Bir kadına testosteron verdiğinizde olan bu. Beş yıl. Esasen olan bu.” Sunucu Matt Walsh, Casey’yi “yaptıklarından pişman olan” biri olarak değil, “kendini saldırgan biçimde bir tarikata aşılamaya karar vermemiş” bir kurban olarak çerçeveliyor. Fiziksel bedeli sıralıyor—hızlı saç kaybı, kilo alımı, akne—ve bunların daha derin bir yanılsamanın yalnızca yüzeydeki sonuçları olduğunu savunuyor. Walsh’a göre Casey ve onun gibilerine idealize edilmiş bir erkeklik “fantezisi” satıldı; ancak sonunda gerçek bir erkekliğe asla ulaşmadan “erkek olmanın en kötü yönlerinden bazılarını” bedenlerinde taşıyorlar. Ortaya çıkan sonucu “tüm olası dünyaların en kötüsüne bir bilet” olarak niteliyor: kadınlığın kaybedildiği ama hayal edilen erkekliğin hiç gerçekleşmediği bir araf. Walsh ardından toplumsal sonuçlara dönüyor. Casey’nin Twitter’daki paylaşımlarının, onun ifadesiyle, “trans kişiler tarafından acımasızca hakaret ve alaya boğulduğunu” söylüyor; buna, takipçilerini “bu kızı paramparça etmeye” teşvik eden önde gelen aktivistlerin de dahil olduğunu belirtiyor. Bu aktivistlerin ona hâlâ “o” (erkek zamiriyle) diye hitap ettiğini, detransisyonunu bir ihanet sayarak onu “hain” diye damgaladıklarını iddia ediyor. Walsh’a göre bu tepki, birçok detransisyon yapan kişiyi sessizliğe itiyor; dışlanma ve istismar korkusu, onları kamuya açık konuşmaktan caydırıyor. “Onaylama” vaazı veren aynı aktivistlerin gerçekte “yeryüzündeki en az onaylayıcı ve kabul edici insanlar” olduğunu; narsisizm ve başkalarını aynı sefalete hapsolmuş tutma arzusuyla hareket ettiklerini öne sürüyor.